Yarasa günlükleri I
1 Ağustos 2008 Yazan: Fuykusuz Fuyku
Elinden almışlardı kalemini, sesine ecinler konmuştu,kalbi hepten kara cadılara tutsaktı.Yabancı ellerde bir başına kalmıştı dil bilmez Afrikalı kalbi. Kara göğsünden kara duygular sızıyordu ancak gün ışığına. Ağzını bıçak açmamıştı sanki nicedir, sanki nicedir kış uykusuna yatmıştı ikinci üçüncü beşinci on beşinci kişilikleri. Kutusunu kapatmıştı, küsmüştü hayata 15 yaşında küstüğü gibi edebiyat öğretmenine. Zenciydi, zencefildi ruhu, her yer beyaz o kara, her yer bildik o yabancı, her yer zarif o bir yosmanın ağzı gibi kabaydı kibar evler düzeninde. Hislerinin şifresi rüzgarlara karışmıştı, kendi kendine yabancılaşmıştı. Tuzun tuz olduğunu unutup şeker sanabilirdi, dili kızgın közler yutmuştu, duyuları duymaz olmuştu. Elleri doğuştan el gibi, gözleri sonradan kör, kulağı dillere sağır olmuştu.
Unutmuştu. Her şeyden önce unutmuştu. Yola çıkmaktan başka şansının kalmadığını, bu sefer de karşı koymazsa bir daha hiç bir zaman renkli koltuklarda oturabilecek kadar şanslı olamayacağını biliyordu. Kendini tanıyordu herşeyden önce, biliyordu, ruhu kara dehlizlerinde düşüne düşüne kuduracaktı bu sefer çıkmayacaksa yola. Altın nehirlerden geçip, kuğu kızlarla dövüşmeliydi yeniden. Batmıştı biliyordu, ama uçmak istiyordu yeniden.
Yarasalar mağarasından çıkıp, kuzularla şarkı söyledi. İçinde bir alev yanmıştı. Kendi sesini çok uzun zamandır duymamıştı. Şarkı söyleyen kuşlardı sandı önce ama sonradan sonradan duyup sevdi kendi sesini. Niye bunca zaman kedilerle miyavlamadığına şaşırdı. Bir zamanlar aşık olmuştu bir yarasa adama niyeyse ismini hatırlayamıyordu geceleri baş aşağı mağarada sallandıkları adamın.
Yorum yap
Siteye yorum yazmak için giri? yapmal?s?n?z.
