Son derece yüksek beklentilerim. Sabitleşemeyen fikirlerimin kıvrak yollarında hayallerim bir bir gerçek olacak. Pembe etekliklerle kutlayacağım bittiğinde. Dönüp eserime olan onu benim düşlediğimden çok daha iyi düşlemiş diyebileceğim. Martı’ya, Bir’e, Mavi Tüy’e göndermeler yapacağım.. İçimden dışımdan aşık olduğum tüm kitapların yazarlarına dualar göndereceğim. Vasconselos’a beni ben yapan yazar diyeceğim belkide. İçimde hep buruk kalan çocukluğu ve buruk tattaki tüm çocuk yanaklarını o yüzden ayrı bir sevdiğimi bileceğim..Şekerportakalı, Küçük Zeze, büyüyüp Delifişek olacak, yaşlanacak, Kayığım Rosinhada kayıklarla konuşturacak yazarlar yaşlı ihtiyarları.
Herman Hesse gibi Bozkırkurdu olacak kahramanlar bu dünyada yaşayıp başka yerlere ait olduğunu hisseden tüm insanlar gibi. Ama ben daha çok, hep daha fazla, kendimi Vasconselosun kahramanlarında bulacağım.
Çocukken nasıl da hayalpesttim Zeze gibi, büyüyünce nasıl ancak denizlere huzur bulabildi ergen kalbim, ve yaşlandığımda delireceğim biliyorum. Şimdi bile taşımakta zorlandığım binlerce sorgu sual, beni anlayabildiğini düşüneceğim ağaçlara toprağa meşgale olacak. Ben toprağın olmadan önce ağaçların olacağım biliyorum. Belki de başım yaprakların arasından gökyüzüne bakarken, geçmişi düşünüp Çingene olsaydım keşke diyeceğim.
Öyle çok korkuyorum ki Keşke amcaları gibi Eyvah Teyzeleri gibi olacağım diye. Ödüm kopuyor Duysalar ne Derler kadınları gibi yaşanmamışlıklar bavulu taşıyacağımdan.
En çok kadın olmanın dayanılmaz ağırlığına boyun eğeceğimden korkuyorum bir gün. Bir gün pes etmek en büyük korkum. KEndime güvenemiyorum gibi geliyor bazen direnemeyecekmişim gibi, şimdiden vermek zorunda olduğum ve bazen zeverek verdiğim tavizlere baktığımda.
Yardıma ihtiyacı olan tüm kadınlar için bile sırf yaşamalı yazmalı ve hayallerimi gerçekleştirmeliyim biliyorum. Yoksa üzerinden ırmaklar geçen o güzelim taşlardan farkım olmayacak. Suyun altından baktığında binlerce kez parıldayıp büyüleyen ama sudan çıkardığında kuruyup rengini kaybeden ve bir çırpıda atılıveren uzaklara. I dont want to be fade away..
Unutulmaktan da korkuyorum .Kesinlikle korkuyorum. Ve bir gün bende olduğunu sandığım yeteneklerin aslında hiç var olmadığını görmekten. Ve daha önce de söylediğim gibi yapayalnız ve çok konuşan ama boş konuşan bir ihtiyar olmaktan çok korkuyorum. Olacaksam bir dolu anım olmalı, ceplerimde şekerler.
Hayatımda değer vermem gerekenleri fark etmemekren ve değer vermemem gerekenlere gereksiz zaman ve emek harcamaktan çok korkuyorum. Ve en ama en fazla sevdiklerimi kötü günlerinde görmekten.
Ç:ok sık değişiyorum ve bazen bundan da korkuyorum. Ben değiştikçe geride kalan sevdiklerimle uzaklaşacağım ve sanki bir gün herşeyden ve tüm alışkanlıklarımdan vazgeçip gidebilir mişim gibi geliyor.
Kendi içinde dengeleri bu kadar zıt olup bu kadar denk oranlarda yaşan başkaları da var mı bilmiyorum.
Tek bildiğim hayatı yaşama biçimimin tuzlu ve hareketli ve derin mavi tonlarında bir deniz gibi olmasın istediğim. Heyecanlı, sevdikleri için dünyaları fethedebilecek, güçlü, kendine güvenen, kocaman kalpli ve hayatı ertelemeden yaşayan, sorumlulukları ile başetmekten korkmayan bir tip.
Ne zamanki annem ameliyat oldu, ne zamanki babamın eskisi kadar genç görünmediğini hatta yaşlandığını farkettim, ne zamanki annemin yüzündeki kırışıklıkları farkedip ağladım, ne zamanki annem titrerken ona destek oldum, ne zamanki sevdiğim kişi nefes almakta zorlanırken gözyaşlarımı içime akıttım, büyüdüğümü anladım.
Biliyorum biraz geç oldu ama ben büyüdüm. Çok daha erken yaşlarda büyümek zorunda kalanlara elimde olsa tavşan tüyleri yumuşaklığında sevgi eldivelneri verir tarçınlı sütlerle içlerini ısıtmaya çalışırdım.
Artık gözlerim engelleyemeyeceğim ve geri dönüşü olmayacak şekilde birer büyük gözleri oldular.
İşte bu nedenle korkma lüksüm yok artık benim. Its my turn. Geri dönemem..