RSS Üyelik | Login

Yarasa günlükleri I

Elinden almışlardı kalemini, sesine ecinler konmuştu,kalbi hepten kara cadılara tutsaktı.Yabancı ellerde bir başına kalmıştı dil bilmez Afrikalı kalbi. Kara göğsünden kara duygular sızıyordu ancak gün ışığına. Ağzını bıçak açmamıştı sanki nicedir, sanki nicedir kış uykusuna yatmıştı ikinci üçüncü beşinci on beşinci kişilikleri. Kutusunu kapatmıştı, küsmüştü hayata 15 yaşında küstüğü gibi edebiyat öğretmenine. Zenciydi, zencefildi ruhu, her yer beyaz o kara, her yer bildik o yabancı, her yer zarif o bir yosmanın ağzı gibi kabaydı kibar evler düzeninde. Hislerinin şifresi rüzgarlara karışmıştı, kendi kendine yabancılaşmıştı. Tuzun tuz olduğunu unutup şeker sanabilirdi, dili kızgın közler yutmuştu, duyuları duymaz olmuştu. Elleri doğuştan el gibi, gözleri sonradan kör, kulağı dillere sağır olmuştu.

Unutmuştu. Her şeyden önce unutmuştu. Yola çıkmaktan başka şansının kalmadığını, bu sefer de karşı koymazsa bir daha hiç bir zaman renkli koltuklarda oturabilecek kadar şanslı olamayacağını biliyordu. Kendini tanıyordu herşeyden önce, biliyordu, ruhu kara dehlizlerinde düşüne düşüne kuduracaktı bu sefer çıkmayacaksa yola. Altın nehirlerden geçip, kuğu kızlarla dövüşmeliydi yeniden. Batmıştı biliyordu, ama uçmak istiyordu yeniden.

Yarasalar mağarasından çıkıp, kuzularla şarkı söyledi. İçinde bir alev yanmıştı. Kendi sesini çok uzun zamandır duymamıştı. Şarkı söyleyen kuşlardı sandı önce ama sonradan sonradan duyup sevdi kendi sesini. Niye bunca zaman kedilerle miyavlamadığına şaşırdı. Bir zamanlar aşık olmuştu bir yarasa adama niyeyse ismini hatırlayamıyordu geceleri baş aşağı mağarada sallandıkları adamın.

 

Yaz yazabilirsen

Yaz geldi, iklimleri kontrol altına alabildiğimiz hijyenik ve kurumsal odacıklarımızda neredeyse sonbahar soğuklarında çalışmaya çalışıyoruz. Ofis sendromları bitmek bilmiyor. Kim ne giymiş, kim kilo almış, kim hamile kim yeni doğurmuş, bekarlar hala mı bekar, evlilerde çocuk ne zaman sorucukları kafamızda.

Diğer daha karanlık sorular ise hep bilinçaltımızda..Hakkım yeniyor, şu kıza bak sırf daha güzel ve havalı diye daha iyi mevkilere ne de rahat geliyor, patronlar bize eziyet için mi yaratıldı gibi devam edip gidiyor liste.

İş dünyası kurtlar sofrası. Hakikaten öğrencilik yıllarında, kıymetini bilin diyenler meğer çok haklıymış. Ekmek aslanın ağzında ve özel sektör insanı portakalın posası gibi posaya çevirmeye, suyunu çıkarmaya, ruhunu satın almaya endeksli bir sektör. Hangimiz masumca bu işi götürebildiğini, kalp kırmadan, haksızlık yapmadan, bazen adaletsiz davranmadan iş hayatını sürdürebildiğini söyleyebilir.

Benim hala hayalim var, altı kısılmış ocak gibi hafif harda bu ümit yanmaya devam ediyor. Fakat bazen umut kırıcı vakalar da olmuyor değil.

Çok beğendiğim, başarılarını yakından takip ettiğim, ve bayan olup hayalindeki hobisini mesleğe dönüştürebilmiş pastacı bir hanfendinin, mağazalarını kapatmak zorunda kaldığını ve özel sektöre çalışmak için geri döndüğüne şahit oldum.

Kendisiyle bu sayede tanıştım ve onu tanımak benim için büyük bir sürpiz oldu ancak gönlüm gerçekten onun hayal ettiği yolda yürüeyebilmesini isterdi.

Demek ki  hayallerinde sonu yok..

O en azından belki herşeyi denemiş olmanın iç huzurunu ve hayalindeki mesleği çok başarılı bir şekilde icra etmiş olmanın gururu ile yaşıyor.

Bizler kaybolup gidecek miyiz bu girdaplarda. Yoksa onun gibi özgürce severek çalışarak başarılı olmuş olmanın çocuksu muzip gülümseyişine ve sırlarına nail olabilecek miyiz?

Gerçekten dileklerimin gerçek olmasını çok istiyorum.

Gök kuşağının altında buluşmak üzere.

Kendi elimizle mi hazırlıyoruz sonumuzu.Kendi biletimizi kendimiz mi kesiyoruz son oyunumuza. Anlayamıyorum bana neler yaptılar beni neden üzüyorlar. Nerede hata yaptığımı ah bir anlayabilsem. Sihirli değnekler hep beklediğim nerede nasıl davranılması gerektiğini söyleyecek hiç gelmediler. Ve ben çoğunlukla yapmamam gereken yerlerde yapmamam söylenmiş olan şeyleri ısrarla neden yaptım. Farkındalığım kış uykusuna yatıyor bazen hayat daha bir hızlanırken bende algılar slowmotion tadında gidiyor. Yazmasam delireceğim. Yine bir hayat dönemecindemiyim bilemiyorum.

Tek bildiğim bu işi artık devam ettirmek istemediğim. Beni yıpratıyor unufak oluyor mutlu yarınlara olan inancım sıklıkla. Karamsarlaşıyorum ve bu yeni şekillenen beni hiç sevmiyorum.

Barınmasın gitsin uzaklara. Çare benim biliyorum. Ama içimden o güçlü kızı çekip alamıyorum, diğer sesler bastırıyor sesini. Dayanamıyorum. Bu akşam uzun uzadıya düşüneceğim.

 

Aynaya bakma I

Çoook zaman önceydi, yiyemediğimiz ekmeklerin peşimizden bir ömür koşup gelip, zayıf bir anımızda üzerimize çörekleneceği. Bizden tek öç almak isteyenlerin tabağımızda bırakacağımız yenmemiş lokmalar olabileceğinize inandığımız zamanlar. Tabakta bırakılan pirinç kadar çocuğunuz olur derlerdi, kikir kikir gülerdik de daha çocuk nerden gelir onu bilemezdik.

Ana okulunda bir çocuğa aşık olmuştum-sevebilmek için erken bir zaman karşı cinsi.   İçimde engelleyemediğim bu dürtü beni deliye çevirip yıkıcı bir güce dönüşmüştü. İçimi ele geçirmeye başlamış olan bu hayranlık ve zaaf duygularından bir an önce kurtulmaktı belki bilinç altımda oluşan karşıt tepki, korkmuştum. Sonuç aşık olduğum çocuğa habire çelme takıp düşürmek, gözüne kum atmak ve onunla tüm topluluğun ortasında dalga geçmekti. Anaokulundaydım ve seviyordum. Her yan yana geldiğimizde çok heyecanlanıyordum ama diğer taraftan onu ölesiye hırpalıyordum fiziksel ve sözsel. Engellenemez bir şekilde nefretini kazanmamla sonuçlanmıştı ilk sevgi deneyimim.

Sanırım bu yüzden hep vahşi bir tarafım kaldı sevdiğim anda aşık olduğum anda içimde aniden çoğalıveren saçmalama hücreleri. Genlerimi, sinir hücrelerimi ele geçirir bu hafif şiddette depremler. Sevdiklerimi yakar, döker hırpalar sonra kendim kendime küle dönerim.

Kendimi bildim bileli böyleyim.

Hiç ortayı bulamadım, bulsamda koruyamadım. Şiddetli duyguları hep sevdim aşkı yaşayış biçimlerinde.

Şimdi koca kız oldum, küçül de cebime gir diye dalga geçilme dönemlerinin sonlarındayım. Hani hayatı daha normal algılamaya bile başladım derken, aşkı ve sevgiyi algılama biçimlerimde pek de evrimleşemediğimi farkediyorum günden güne.

Bu yüzden galiba her görmek istediğimde telefonda daha sinirli konuşup olay yaratmam ve her sevgi ihtiyacı duyduğumda için için kıvrandığım halde dünyanın en güçlü kadını rollerine bürünüp zeyna gibi kılıç sallayan bir cengavere dönüşebilmem.

İçimdeki kızlardan biri bu gün aynaya baktı ve bunları gördü. Keşke değişebilsem, bu elmayı yedikçe, merkezine doğru yaklaştıkça gidiverse bu zaaflardan nefret eden güçsüz görünmekten çok korkan haletiruhiyelerim.

Ben ben olmazdım o zaman onu da biliyorum ve hiç bir zaman beni terkedecek kadar gitmek istemedim bu benden ama..

yinede baş etmek zor bazen kendimle:)

Devam »

Büyüme Kitabesi

Son derece yüksek beklentilerim. Sabitleşemeyen fikirlerimin kıvrak yollarında hayallerim bir bir gerçek olacak. Pembe etekliklerle kutlayacağım bittiğinde. Dönüp eserime olan onu benim düşlediğimden çok daha iyi düşlemiş diyebileceğim. Martı’ya, Bir’e, Mavi Tüy’e göndermeler yapacağım.. İçimden dışımdan aşık olduğum tüm kitapların yazarlarına dualar göndereceğim. Vasconselos’a beni ben yapan yazar diyeceğim belkide. İçimde hep buruk kalan çocukluğu ve buruk tattaki tüm çocuk yanaklarını o yüzden ayrı bir sevdiğimi bileceğim..Şekerportakalı, Küçük Zeze, büyüyüp Delifişek olacak, yaşlanacak, Kayığım Rosinhada kayıklarla konuşturacak yazarlar yaşlı ihtiyarları.

Herman Hesse gibi Bozkırkurdu olacak kahramanlar bu dünyada yaşayıp başka yerlere ait olduğunu hisseden tüm insanlar gibi. Ama ben daha çok, hep daha fazla, kendimi Vasconselosun kahramanlarında bulacağım.

Çocukken nasıl da hayalpesttim Zeze gibi, büyüyünce nasıl ancak denizlere huzur bulabildi ergen kalbim, ve yaşlandığımda delireceğim biliyorum. Şimdi bile taşımakta zorlandığım binlerce sorgu sual, beni anlayabildiğini düşüneceğim ağaçlara toprağa meşgale olacak. Ben toprağın olmadan önce ağaçların olacağım biliyorum. Belki de başım yaprakların arasından gökyüzüne bakarken, geçmişi düşünüp Çingene olsaydım keşke diyeceğim.

Öyle çok korkuyorum ki Keşke amcaları gibi Eyvah Teyzeleri gibi olacağım diye. Ödüm kopuyor Duysalar ne Derler kadınları gibi yaşanmamışlıklar bavulu taşıyacağımdan.

En çok kadın olmanın dayanılmaz ağırlığına boyun eğeceğimden korkuyorum bir gün. Bir gün pes etmek en büyük korkum. KEndime güvenemiyorum gibi geliyor bazen direnemeyecekmişim gibi, şimdiden vermek zorunda olduğum ve bazen zeverek verdiğim tavizlere baktığımda.

Yardıma ihtiyacı olan tüm kadınlar için bile sırf yaşamalı yazmalı ve hayallerimi gerçekleştirmeliyim biliyorum. Yoksa üzerinden ırmaklar geçen o güzelim taşlardan farkım olmayacak. Suyun altından baktığında binlerce kez parıldayıp büyüleyen ama sudan çıkardığında kuruyup rengini kaybeden ve bir çırpıda atılıveren uzaklara. I dont want to be fade away..

Unutulmaktan da korkuyorum .Kesinlikle korkuyorum. Ve bir gün bende olduğunu sandığım yeteneklerin aslında hiç var olmadığını görmekten. Ve daha önce de söylediğim gibi yapayalnız ve çok konuşan ama boş konuşan bir ihtiyar olmaktan çok korkuyorum. Olacaksam bir dolu anım olmalı, ceplerimde şekerler.

Hayatımda değer vermem gerekenleri fark etmemekren ve değer vermemem gerekenlere gereksiz zaman ve emek harcamaktan çok korkuyorum. Ve en ama en fazla sevdiklerimi kötü günlerinde görmekten.

Ç:ok sık değişiyorum ve bazen bundan da korkuyorum. Ben değiştikçe geride kalan sevdiklerimle uzaklaşacağım ve sanki bir gün herşeyden ve tüm alışkanlıklarımdan vazgeçip gidebilir mişim gibi geliyor.

Kendi içinde dengeleri bu kadar zıt olup bu kadar denk oranlarda yaşan başkaları da var mı bilmiyorum.

Tek bildiğim hayatı yaşama biçimimin tuzlu ve hareketli ve derin mavi tonlarında bir deniz gibi olmasın istediğim. Heyecanlı, sevdikleri için dünyaları fethedebilecek, güçlü, kendine güvenen, kocaman kalpli ve hayatı ertelemeden yaşayan, sorumlulukları ile başetmekten korkmayan bir tip.

Ne zamanki annem ameliyat oldu, ne zamanki babamın eskisi kadar genç görünmediğini hatta yaşlandığını farkettim, ne zamanki annemin yüzündeki kırışıklıkları farkedip ağladım, ne zamanki annem titrerken ona destek oldum, ne zamanki sevdiğim kişi nefes almakta zorlanırken gözyaşlarımı içime akıttım, büyüdüğümü anladım.

Biliyorum biraz geç oldu ama ben büyüdüm. Çok daha erken yaşlarda büyümek zorunda kalanlara elimde olsa tavşan tüyleri yumuşaklığında sevgi eldivelneri verir tarçınlı sütlerle içlerini ısıtmaya çalışırdım.

Artık gözlerim engelleyemeyeceğim ve geri dönüşü olmayacak şekilde birer büyük gözleri oldular.

İşte bu nedenle korkma lüksüm yok artık benim. Its my turn. Geri dönemem..

Jinx

Şu an sadece bir kabusa belki son noktayı koyabilirim diye yazıyorum. Bu nedenle yazacak kelimelerimi tekrar silip üzerinde düşünmeye başladığım anda noktayı koyacağım. Its a jinx..Kesinlikle.Zaten yazmayı bırakıp bir sandviç yuvarladım bile. dikkatim de dağıldı..

Hayatla ilgili çözdüm sandığım sorular geri gelmişti çünkü, bir süre misafir ettim kendilerini gene tam çözemeden uyuşturuldular. İkinci bir kriz anına kadar hissediyorum normale döndüm.

Bu duyuru niteliğinde yazım da kendime ..

Duygulu değil fuykulu duygusuz duygu değil fuykusuz fuyku olduğumu kendime ve tüm dünyaya vaftiz olmuş bebekler gibi sessiz çığlıklarımla tekrar duyururum efendim..

Jinx..Kara büyü..Tozlu mantar kokusu.. Yok ol yok ol yok ol..

p.s. TIM BURTON’ın MUHTEŞEM VOODOO GIRL ŞİİRİ HEDİYEMDİR.

http://homepage.tinet.ie/%7Esebulbac/burton/voodoogirl.html

Şu sıralar en büyük heyecanlarımdan birisini sizinle paylaşmak istiyorum. Yıl başına yaklaştığımız bu aylar, ülkemizdeki çoğu kahve zincirinin neredeyse gelenek haline gelen yeni yıla özel ürünler sunmak için çalıştığı aylardır. Ürünlerin mağazalarda servise sunulma zamanı zincirlere göre farklılık arz etsede genel olarak Kasım başı veya Kasım sonunda ürünler sunulmaya başlanır, yeni yıla girince de yeni yıla özel ürünler servisten çekilir. Yani takipçilerine sadece kısa bir zaman dilimine özel, farklı bir lezzet deneyimi sunmayı hedefliyorlar diyebiliriz.

Hem Gloria Jeans hem de Starbucks’tan bu konuda kışa özel, iştah açıcı, açıkçası iddialı ürünler bekliyorum. Konsept olarak kimilerini biliyor, kimilerini tahmin ediyorum ama sonuçta mağazalarda vitrinde görene kadar heyecanım sürecek. Bu konuda yeni yıl ürünleri sunan mağazalarda tadım yapıp, düşüncelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Caffe Nero benim için oldukça yeni olduğundan, ve İngilterede de bulunmadığımdan, yeni yıla özel ürün çıkaracaklar mı bilemiyorum. Çünkü zaten oldukça yeni bir işletme ve ürünleri belkide revizyon gerektirmeyecek derecede yeni.

Diğer merak ettiklerim Kahve Dünyası, Robert’s Caffe ve Cafe Crown.

Yeni açılmış olan Cafe Republic, ve yeni açılacak olan Cafe Colombus’un ise henüz ürünlerini deneme fırsatım bile olmadı.

STARBUCKS’tan FAVORİM!

Son olarak yazımı Çölyak hastaları için uygun olan bir tatlı olan Starbucks’ın “Favorim” adlı tatlısı ile bitirmek istiyorum. Başka markalarında bu tarz unsuz ürünleri varsa, bilmediğim için şimdiden özür diliyorum, en kısa sürede araştıracağım ama Starbucks’ın bu ürününü biliyorum o nedenle de Çölyak hastalarına önermekte bir sakınca görmüyorum. Sevgili Çölyak hastaları, badem ezmeli ve çikolatalı bu tatlıyı gönül rahatlığıyla kahvenizin ya da çayınızın yanında tüketebilirsiniz. Ürünün üzerinde  portakal kabuğu ve bademlerden oluşan bir süsleme var, kakaolu ıslak kek gibi ancak bardak gibi yuvarlak hatlarından tanıyabilirsiniz.

Bir an önce mağazalarda yeni yıl heyecanını birlikte yaşamak üzere, yeni yıla özel kahvelerinden içerken karşılaşmak üzere, güle güle diyorum. 

Facebook’ta böyle bir grup var artık. Fikrin yaratıcıları Sezen Bayrak ve arkadaşları Tuna, Deniz ve Ece ben bildim bileli en sıkısından RHCP hayranları. Onların önderliğinde biz ve bizim gibi tüm RHCP hayranları facebook üzerinden bir hareket yaratmaya çalışıyoruz.

Destekleriniz için facebook üzerinden (http://www.facebook.com/), “RED HOT CHILI PEPPERS artık Istanbul’da konser versin!!!” grubuna üye olmanız gerekmekte.

Konu hakkında daha detaylı bilgi için ise http://www.rhcptr.com/ ‘a başvurabilirsiniz.

Umuyorum ki bir arı kovanı gibi çoğalacak uğultularımız ve birileri sesimizi duyacak.

 

Bazen yazmak istediğim şeyleri bekletiyorum çünkü onlar hakkında daha fazla bilgi toplamak daha detaylı anlatmak istiyorum. Ama sonra bir gün taslaklarıma bir de bakıyorum ki, üzerlerinden oldukça zaman geçmiş ve ben hala üzerlerine yeni bilgiler ilave edememiş oluyorum. Kimi zaman beklettiğim için, o an beni heyecanlandıran şeyleri hiç paylaşamadan unutuyorum. Bu sefer, keşfettiğim bu yaratıcı ve şirin karikatür sitesinin başına aynı şey gelsin istemedim. Ne ben unutayım istedim, ne de sizinle paylaşmadan geçeyim. Bir şekilde, bu sitede var olsun istedim bu çizgi diziler.

Bahsedeceğim sitenin ismi “The Secret Friend Society”. Gizli Arkadaş Derneği ya da topluluğu olarak çevirebilirim. Ama burada gizli arkadaş dediğimiz şey karikatüristlerin çizgi dizilerini takip edince anlamını buluyor. Çünkü çizerler Hope Larson ve Kean Soo, kimi zaman ayrı ayrı kimi zaman da birlikte çalışarak, genel olarak çocuk kahramanların herkesten sakladıkları hayali arkadaşlarını veya gizli kahramanlarını anlatıyorlar bize. Aslında onlar hiç birşeyi üstüne basa basa anlatmıyor, sanıyorum herkes en çok etkilendiği detayda buluyordur kendi mesajını. Ben Salamander (Hope Larson’un) ve Jallaby (Kean Soo’nun) çizgi dizilerini okudum sitelerinden. Salamander sonlanmış bir hikaye, Jallaby ise hala gelişmeye devam ediyor. Jallaby’de çocukluğun kocaman hayal dünyasını bulurken, Salamander’de çocukluğa  bir de ergenliğe geçişin getirdiği farklı meraklar ve büyüme olgusu da ekleniyor. Kendi adıma ikisini de ayrı ayrı sevdim ama benim fuykusal hayal dünyama Salamander daha hitap etti diyebilirim. Semender adam ve çıplak ayakla çimenlerde koşuşturan, doğanın sırlarına kavuşmak isteyen, yalnız çocuk teması.

Jellaby’i okurken ise sanki yeniden ana okuluna gidiyorum ve kahraman Portia benmişim gibi, ve o süper arkadaşım Jellaby ile maceradan maceraya koşuyorum ve hiç kimsenin bilmediği bir arkadaşım olduğu için de kendimi herkesten şanslı hissediyorum gibi düşünüyorum.

Umarım bir göz atarsınız.

http://www.secretfriendsociety.com/index.php

(İngilizce ne yazık ki, Türkçe’si yok, belki ben bir gün çeviririm:))

Sevgiler

Merhabalar,

Ne zamandır yazamadım birşeyler. Bu demek değil ki etkilendiğim bir şeyler veya üzerinde yazmak istediğim olaylar olmadı bu hafta. Aksine, etkilenmeye sürekli devam ediyorum ama sanırım odaklanma zorluğu yaşadığım bir dönem geçirdim. Değişen mevsimle birlikte değişen renkler, yağmur, saçlarımın dökülme hızının artması ve buna mukabil ruhumun geçirdiği mevsim değişikliği ile birlikte bende de pastel renkler, koltuğa yatıp battaniye içine saklanma ruh hali ve eve kapanma isteği had safhada.

Gelelim bu hafta aslında yazmaya gücüm olsaydı nelerden bahsederdim kısmına. Sanırım herkesin bahsettiği çünkü kayıtsız kalamadığı Facebook’tan ve onun inanılmaz zamanımızı çalan sevimli eklentilerinden (sandbox, fluff, rakı sofrası, binbir türlü hediye,anketler,graffiti olanakları, tizz me..sırala sırala bitmiyor, engellemekle tükenmiyor, en sonunda pes ediyorsunuz)bahsederdim.

İkinci olarak Kapalıçarşı’da gezmekten ne kadar keyif aldığımdan, bir dönem abonesi olduğum Kapalıçarşı dergisinin güzelliğinden ve elimdeki favori sayıda yer alan bir kaç güzel yazıdan, Kapalıçarşı’da gitmekten çok zevk aldığımız, Banu ve Yase’nin sayesinde ilk olarak öğrendiğimiz cheesecake ve brownie cenneti Ay Kafe‘yi yazardım. Birde onun yanındaki Deli Kızın Yeri‘ni. Ne olur yolunuz Kapalıçarşı’ya düşsün, ne olur keşfedim avucumuzun içi gibi bilelim en güzel mutfak eşyalarını, İznik çinilerini, Keçe eşyaları, birbirinden güzel içine ruh katılmış doğal taşlarla tasarlanmış takıları. Hele o, bir an önce bizi almalısın diyen banyo eşyaları, doğal sabunlar yok mu. Abdulla‘dan bahsediyorum, her ay maaşı alınca ilk oraya gitmeliyim diye hayal kuruyorum çünkü. http://www.abdulla.com/

Birde Mısır çarşısında gördüğüm, cep yakmayan, kek kalıpları, mutfak eşyaları ve oldukça minimalist tasarımlara sahip mutfak eşyaları geliyor aklıma.

Aynı zamanda Amerika’dan gelirken aldığım kokteyl kitaplarım, yemek kitaplarım ve vejeteryan olduktan sonra edindiğim vejeteryan kitaplarımı çıkardım gün yüzüne geçen hafta. Kunduzla seçip, deneyip, hatta sitemde paylaşalım dedik ama iş ve hayat yoğunluğundan geçen hafta başaramadık.

Umarım yakın bir zamanda, yemek içmek dünyamızı zenginleştirmek için, içine girdiğimiz maceraları sizlerle de paylaşacak güzel fikirlerle burada olurum.

Yün yumaklar gibi sıcak ve renkli kalın efendim.

 

- Sonraki »